Ara

Aval Nedir?


Aval, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 700-702. maddelerinde düzenlenen, kambiyo senedi nedeniyle sorumluluk altına girmiş kişiler lehine verilen bir tür teminattır. Aval, keşideciler lehine verilebileceği gibi, cirantalar ve kambiyo senedinden sorumlu diğer kişiler lehine de verilebilir. Her ne kadar konuyla ilgili tartışmalar söz konusu olsa da; aval, tek tarafın beyanı ile sonuç doğuran bir hukuki işlemdir.


Avalin Şekil Şartları Nelerdir?


TTK m. 701, aval şerhinin senet veya alonj üzerine yazılacağını, aval içindir veya bununla eş anlamlı bir ibareyle ifade edilebileceğini, senet üzerinde muhatap ve düzenleyenin imzaları haricinde atılmış her imzanın aval şerhi sayılacağını, kimin için verildiği belirtilmemişse avalin düzenleyici için verildiğinin varsayılacağını belirtmektedir.


ŞİRKET YETKİLİLERİNİN, SENET ÜZERİNE İKİNCİ İMZAYI ATARKEN DİKKAT ETMESİ GEREKİYOR!


Uygulamada özellikle sıkça karşılaşılan durum şirket yetkililerinin senede attığı ikinci imzanın niteliğinin ne olduğudur. Uygulamada şirket yetkililerinin şirket kaşesinin altına attığı imza dışında, senet üzerinde boş bir alana attığı ikinci imza “aval” olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2016/31230 K. 2018/4145 T. 03.05.2018)


“Senedin, keşideci bölümünde, şirket temsilcisinin (aynı kişinin) elinden çıkmış iki imzasının bulunması halinde ve imzalayanın şirket temsilcisi olması durumunda, imzalardan şirket kaşesi üzerine atılanın şirket adına, açığa atılan diğer imzanın da, imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulü zorunludur. Her iki imzanın kaşe dışında olması halinde de, birisinin şirket adına, diğerinin de aval olarak atıldığının kabulü gerekir. Zira, senetteki borçtan sorumlu olmak için, keşidecinin tek imzası yeterli olup; birden fazla imza atılmasına gerek bulunmamaktadır.”


Uygulamada özellikle şirket yetkilileri şirket kaşesi üstüne imza attığında, karşı taraf kaşenin üzerinde imzanın belli olmadığını sorun çıkmaması için yetkilinin senet üzerindeki boş bir yere de imza atmasını istemektedir. Şirket yetkililerinin bu duruma dikkat etmeleri gerekmektedir. Zira senet üzerindeki boş bölgeye attıkları ikinci imza aval olarak sayılacaktır ve yetkilinin şahsı da şirketle birlikte senetteki borçtan sorumlu olacaktır.


Aval Verenin Sorumluluğu Nelerdir?


TTK m.702, aval veren kişinin, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olacağını, aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir

sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdünün geçerli olacağını, aval veren kişi, senet bedelini ödediği takdirde, senetten dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, senet gereğince sorumlu olan kişilere karşı kambiyo senedinden doğan haklarını iktisap edeceğini belirtmektedir.

Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Teminat altına alınan borç, şekle ait bir noksan olmaması halinde, herhangi bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2016/17040 K. 2018/1606 T. 28.03.2018)


“…Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle T.T.K.'nın 702/2. madde hükmü uyarınca aval veren kişinin teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdünün geçerli olduğu, aval verenin lehine aval verdiği kişiye ait şahsi defileri ileri süremeyeceği, yargılama aşamasında ileri sürülmeyen iddiaların da temyiz sırasında ileri sürülemeyeceği göz önünde bulundurularak davacının yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA…”


Aval verenin haklarına gelecek olursak; aval veren kambiyo senedini gereğinde kabul edecek veya ödeyecek bir kişi gösterebilir (TTK m.734), senedin kabul edilmemesi veya ödenmemesi halinde çekilen protestonun kendisine de ihbar edilmesi gerekir. Ayrıca senede ‘protestosuz’ veya ‘masrafsız’ kaydını düşebilir (TTK m.722/1). Bu durumda, kendisine rücu eden kişinin protesto düzenlemesine gerek kalmaz. Ancak bu kayıt sadece aval veren için geçerlidir, diğer müracaat borçlularını etkilemez. Aval veren, aval verdiği kişiye ait defileri hamile karşı ileri süremez. Ancak hamil ile arasındaki ilişkiden doğan defileri hamile karşı ileri sürebilir. Aval veren, ödediği senet borcundan dolayı, lehine aval verdiği kişiye karşı sorumlu olanlara (lehtar, ciranta, düzenleyen) başvurarak ödediği tutarı; faiz, masraf ve komisyon ücretleriyle birlikte talep edebilir. .


Kefalet İle Aval Arasındaki Farklar Nelerdir?


Uygulamada kefalet ile aval sıkça karıştırılmaktadır. Her ikisi de borçlu için verilmiş teminatlar olsa da; aralarında bir çok farklılık mevcuttur. Şöyle ki;

- Aval, sadece kambiyo senetlerinde borçlu olan kişiler için verilebilen bir teminattır. Kefalet ise her tür borç için verilebilir.

- Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı geçersiz olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Kefaletin varlığı ve geçerliliği ise asıl borcun varlık ve geçerliliğine bağlıdır.

- Aval, mutlaka kambiyo senedi üzerinde yer almalıdır. Kefaletin asıl borç ilişkisini gösteren belge üzerine yazılması veya ayrı bir sözleşme biçiminde düzenlenmesi mümkündür. Kambiyo senetlerinin üzerinde “kefil” ibaresi yazılarak verilen teminatlar, aval olarak nitelendirilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1135 K. 2017/1012 T. 24.05.2017)


“…Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.614). TTK.nun 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur…”


- Aval veren, kambiyo senedinde yer alan diğer borçlularla ile birlikte müteselsilen borçlu olur (TTK.m.724). Kefalette ise, kefil kendi el yazısı ile "müteselsil kefil" ibaresini yazmadıkça adi kefil sıfatıyla sorumludur.

- Aval veren, lehine aval verdiği kişinin borcun geçerliliği ile ilgili kişisel defilerini ileri süremez. Kefil ise asıl borcun geçerliliği ile ilgili defilerle birlikte asıl borçluya ait şahsi defileri de ileri sürebilir.

- Lehine aval verilen için zamanaşımının, kesilmesi hâlinde, aval veren için zamanaşımı kesilmez (TTK.m.751/I). Kefalette ise borçluya karşı zamanaşımının kesilmesi durumunda kefile karşı da kesilir (TBK.m. 155/2).

- Aval veren ödeme ile alacaklıya halef olmaz, sadece kıymetli evrak hukukuna özgü ve sadece kambiyo senedinden doğan haklarla sınırlı bir rücu hakkı elde eder (TTK m. 702). Ancak aval verenin bu hakları kazanabilmesi için ödeme zorunluluğu nedeni ile ödeme yapmış olması gerekir. Bu kapsamda ödeme zorunluluğu olmaksızın müracaat hakkını kaybetmiş olan bir hamile ödemede bulunan aval veren, senetten doğan bu hakları da kazanamaz. Oysa kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur (TBK m. 596/1).


Aval İçin Eşin Rızası Gerekir Mi?


Uygulamada sıkça karşımıza çıkan sorunlarda biri de avalde eşin rızasının gerekip gerekmediğidir. Bu hususta uzun süredir Yargıtay Hukuk Dairelerinde de farklı farklı kararlar çıkmakta idi. Ancak son olarak Yargıtay bu konu ile ilgili içtihadı birleştirme kararı vererek sorunu bir çözüme ulaştırdı. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E. 2017/4 K. 2018/5 T. 20.4.2018 sayılı kararında avalde eşin rızasına gerek olmadığına karar verdi. İlgili kararın gerekçesi ise şöyle;


“..Aval için eş rızasının aranacağının öngörülmesi durumunda, her şeyden önce aval veren kimsenin evli olup olmadığının senetten anlaşılması gerekir. Sonraki cirantaların avalin geçerli olup olmadığını bilebilmeleri ve senede güvenebilmeleri için bu şarttır. Avalistin nüfus bilgilerinin ve medeni hâlinin senede dere edilmesi ya da buna ilişkin

resmî kayıtların senede eklenmesi ise uygulama bakımından doğru ve işlevsel olmayacağı tartışmasızdır.

Şekle ilişkin bu sakınca, aval şerhi dışında eş rızasının ne surette kambiyo senedi üzerine konulacağı ve dolayısıyla avalin hukuki niteliği ve sorumluluk bakımından da kendisini göstermektedir. Avalin ön yüze konulması hâlinde eş rızasının da ön yüze konulacağı düşünülebilir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nun 701'inci maddesinin 3 numaralı bendinde ifade edilen "Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır." ilkesi gereği eşin de avalist konumuna girmesi söz konusu olacak, buna karşın, senedin arkasına konulması durumunda ise bunun ciro ile karıştırılması mümkün olabilecektir.

Kefalet ile avalin her İkisinin de kişisel güvence sağladığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kefalete dair hükümler kefili alacaklıya karşı korurken avale ilişkin hükümlerin hamili, asıl borçlu ile müracaat borçlularına karşı koruduğunun gözden kaçırılmaması gerekir. Bu bakımdan kefalet ile aval hükümlerinin birbiriyle kıyaslanması normun koruma amacı ile de uygun düşmeyecektir.

Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, avalde eş rızasının aranması kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmemektedir. Tek bir senedin tedavül etmesi ile avalistin evli olup olmadığına, evli ise eşinin avale rıza gösterdiğine ilişkin diğer kayıt ve belgelerin eklenmesi ile kambiyo senedinin hacmen çok büyüyeceği tartışmasızdır. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun eşin rızası ile ilgili getirdiği 584. maddesi hükmü, Kanun'un yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden itibaren iş hayatını yavaşlattığı yönünde ağır eleştirilere maruz kalması nedeniyle ticari hayatın doğal akışını kolaylaştırma gerekçesiyle 28/03/2013 tarihinde 6455 sayılı Kanun'un 77. maddesiyle TBK'nın 584'üncü maddesine kefalette eş rızasının aranmayacağı ve ağırlıkla ticari hayatı ilgilendiren hâller bir istisna hükmü olarak üçüncü fıkra eklenmiştir. Kanun koyucunun bu istisnalar arasında avali de göstermemesi, aslında en başından beri avalde eş rızasının aranmadığına işaret etmesi bakımından önemlidir.”


Gerekçeden de anlaşılabileceği gibi Yargıtay avalde eşin rızasının gerekip gerekmemesi hususunu şekil, aval verenin korunması, avalin hukuki niteliği ve aile düzenin korunması konuları üzerinden tartışıp, sonuç olarak aval için eşin rızasının gerekli olmadığına karar vermiştir.


Av. Sarp Dağlar Şahin

İLETİŞİM

0(212)  294 7258

 

Merkez Mahallesi Seçkin Sokak No:2/4-A Dap Yapı Rezidans Z Ofis | 328 Kağıthane/İstanbul

info@salthukuk.com